Kişisel Verimlilik Sanatı

Zihin, Beden, Ruh, Denge

Ben daha cıvıl cıvıl bir yer bekliyordum

Ekran Resmi 2015-11-24 ÖS 10.52.57

Bir şirketin katılımcıları ile Kerpe’de bulunan eğitim çiftliği ve otel Narköy’e gelmiştik. Bir katılımcının çiftliği gördüğünde ilk tepkisi şu olmuştu.

“Ben daha cıvıl cıvıl bir yer bekliyordum”

Bu cümle bana Alaçatı’yı hatırlattı. İlk defa 25 yıl kadar önce gitmiştim. Küçük, kendi halinde bir köydü, köylülerle kahvede oturUP sohbet etmiştik. Daha önce hiç görmediğim otlar satılan güzel bir pazar yeri vardı. 25 yıl sonra ilk defa eşim ile balayımızı geçirmek için gitmiştik. Eskisine göre çok daha cıvıl cıvıl’dı. Lüks kahveler, lokantalar, turistlere yönelik dükkanlar, taş evler…Ancak yeni Alaçatı’yı ben hiç sevememiştim. Çünkü gerçekliğini kaybetmişti.

Gerçeklikten Kopmak

Gereğinden fazla makyaj yapıp cilalanmış o yüzden de eski doğallığı kalmamıştı. Bir bitki çayı içip inanılmaz bir ücret ödemiştik. Lüks lokantaların arka taraflarına geçtiğinizde çöp dağları vardı. Çok paralar harcanarak yapılmış taş evler ve oteller bana nedense çok yapay geldi ve Alaçatı’nın o eski ruhunu vermedi. O ruhu bozmadan Alaçatı’yı turisttik hale getirmek mümkün müydü? İnanın bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki, kitle turizmi denen şeyin gerçekliği yok ettiğidir.

Şirketler için de gerçeklik önemli bir konudur. İnternet sayfalarında yazan vizyon, misyon ve değerler ne kadar hayata geçiyor. O havalı ve güzel cümleler gerçek mi? Yoksa göstermelik ve içi boş mu? Bir şirketin vizyon ve değerleri çala kalem bir kaç günde yazılamaz. Aylar sürer ve uzun tartışmalardan sonra oluşmalıdır. Şirket her türlü bedeli göze alarak o değerleri hayata geçirebiliyorsa işte bu gerçekliktir. Ancak en ufak bir zorlukta bu değerlerden taviz veriliyorsa bu şirket gerçeklikten kopmuştur.

Aynı şey şirketlerin çalışanları için de geçerlidir. Yan yana masalarda senelerce çalışıp birbirini yeterince tanımamak, yüzeysel sohbetlerden öteye gidememek…Birbirinin dertlerinden, üzüntülerinden, sevinçlerinden habersiz yaşamak…Yukarılara doğru çıktıkça şişen egolar…Daha duyarsız ve acımasız olma…Gözün rakamlardan başka hiç bir şey görmemesi…Yüreğin duyarsızlaşması…Bütün bunlar insanın doğasından, özünden ve gerçeklikten kopuştur.

Reklamlar ile bize dayatılan ürünleri kullandığımızda daha güzel,daha verimli, daha mutlu olacağımıza inanmak gerçeklikten kopuştur.

Televizyonda veya magazin gazetelerinde gördüğümüz fiziksel olarak mükemmel gibi gösterilen (aslında hiç de öyle olmayan) mankenlere benzemeye çalışmak ve onların bize çok güzelmiş gibi gelen hayatlarına öykünmek gerçeklikten kopuştur.

Hırsıza kim yaparsa yapsın “hırsız” diyememek, yalancıya kim söylerse söylesin “yalancı” diyememek gerçeklikten kopuştur.

Doğayı yok ederek, bitmek tükenmek bilmeyen para ve tüketim hırsımız ile ona zarar vermek gerçeklikten kopuştur.

Sürekli geçmişe takılıp kalmak, “şunu şöyle yapsaydım böyle olur muydu” diyerek hayatını tüketmek, ancak içinde bulunduğun ana odaklanıp o anda yapabileceklerini düşünmemek gerçeklikten kopuştur.

O gün Narköy’de çok güzel bir gün geçirdik. Çok şey öğrendik. Evet her taraf çok güzel bir şekilde biçilmiş çimlerle ve peyzaj bitkileri ile daha cıvıl cıvıl gözükebilirdi. Ancak ayrık otlarının aslında ne kadar faydalı olduğunu anladık. Göstermelik bir güzellik uğruna onlardan vazgeçmenin doğaya ve bize ne kadar zarar verdiğinin farkında vardık.

Ahşap binaları vernikleyip cilalayarak daha güzel gösterebileceğimizi ancak bunu yaparak toprağı geri dönülemeyecek bir şekilde kirlettiğimizi öğrendik. Toprağın kirlenmesinin yiyeceklerimizi de zehirlediğini anladık.

Ekip olmanın içi boşaltılmış, göstermelik bir kavram olmadığını, Birbirini Varlamak’dan geçtiğini (Birbirini Varlamak Narköy’ün eğitmenlerinden Emekli General Enver Paşam’dan öğrendiğim müthiş bir kavram, buna başka bir yazımda mutlaka değinmek istiyorum) öğrendik.

About Hakan Gökbayrak

“Kişisel Verimliliğinizi Arttıracak 10 Alışkanlık” e-kitabıma ücretsiz sahip olmak için lütfen üye olun.