Kişisel Verimlilik Sanatı

Zihin, Beden, Ruh, Denge

Süreç Odaklı Olmak

Bu yazı değerli arkadaşım İmge Erol tarafından yazılmıştır. Kendisine çok teşekkür ederim.

3406489857_cc31f6076e_o

Fotoğraf:Sheu Hau Chow

Hayatta bazen üst üste bir şeyler olur ve size aynı şeyi düşündürür. Son iki günde bana da öyle oldu.

Bu blogun sahibi sevgili dostum Hakan’a mesaj gönderen bir üniversite öğrencisi okuru ‘başarısızlık psikolojisi’ nedeniyle yaşadığı zorluklardan bahsetmiş ve kendi benliğini bulmak ile ilgili destek istemiş.

Bu genç arkadaş Hakan’a bunları yazarken, ben bir grup yönetici ile eğitimdeydim ve ekip arkadaşlarının performanslarını sadece bir sonuç olarak değerlendirmek yerine sürece bakmalarının önemini anlatıyordum.

Ve sonra bu sabah, bir müzik ve hareket eğitimcisi olan eşim, çocukların okul gösterilerinde yaşadıkları stresle ilgili bir makale paylaştı.

Tüm bunlar zihnimde koca bir konuşma balonuna döndü ve gözümün önünde kocaman harflerle şunu gördüm:  SONUCA O KADAR TAKILIYORUZ Kİ SÜRECİ KAYBEDİYORUZ!

Ne kadar yazık! Küçücük çocuklar müzikten, sanattan, danstan keyif almak yerine ailelerini ve öğretmenlerini mutlu edecek bir ‘performans’ ortaya koyabilmek için müthiş bir stres yaşıyorlar.

Gencecik bir insan hayatının en özgür geçmesi gereken döneminde vize ve final notları nedeniyle sağlık problemlerine kadar gidebilecek bir ruh haline giriyor. Ve sonra üniversiteyi bitirip iş hayatına giren bu apaçık zihinler, sadece tutturdukları hedef oranı ve elde ettikleri rakamlar üzerinden bir değerlendirmeye tabii olup ‘başarılı’ ya da ‘başarısız’ oluyorlar.

İçinde yaşadığımız dünya bizi kim olduğumuzla, yeteneğimizle, insan yanımızla değil, elde ettiğimiz sonuç ile değerlendiriyor.

Keşke senaryoyu şöyle yazabilseydik:

Okulda çocuklar ile ilgili tek kaygımız estetik zevklerinin gelişmesi, iyi müzik dinleyen, sanattan keyif alan bireyler olabilmeleri olsaydı.

Üniversitede ortaya koydukları yenilikçi fikirler, sosyal sorumluluğa yaptıkları katkı, ileride yapacakları mesleği gerçekten anlamak ve içselleştirmek üzerinden değerlendirebilseydik genç zihinleri.

Ve iş hayatında ortaya koydukları performans yanında potansiyellerinin ne olduğuna, yetkinliklerine değer verip sonuçlar değil ‘değerler’ üzerinden bir iş hayatı inşa edebilseydik.

Tabii ki hayata böyle bakan ebeveynler, öğretmenler, okullar, üniversiteler ve şirketler var. Sadece mutlu ve kendini gerçekleştirebilen bireylerin sürdürülebilir başarı yakalayabileceğini fark etmiş bir bilinç de var. Ancak yazık ki hala sayısı çok az.

Bize düşen, ebeveyn olarak bugünden kendini ifade edebilen, duygusu ile bağ kurabilen, özdeğerinin farkına varan bireyler yetiştirmek. Öyle ki, sahnede bir şarkıyı yanlış söylediğinde bunu kişiliğinin bir eksiği gibi görmesin, okulda düşük bir not aldığında kendini akılsız gibi hissetmek yerine neyi daha iyi yapabileceğini sorgulasın, üniversite çağına geldiğinde çalışmaktan zevk alacağı bir meslek seçsin ve böylece okuldaki dersler onun için bir nottan ibaret olmasın.

Yönetici isek orada da benzer bir sorumluluğumuz var elbet. Ekip arkadaşlarımıza yeteneklerinin farkında olma, gelişim alanlarını ‘eksiklik’ ya da ‘hata’ gibi görmeden fırsata çevirebilme konusunda ilham vermek bizim elimizde.

Çocuklarımız ya da ekip arkadaşlarımız büyütülmeye hazır tohumlar gibi çıkıyorlar karşımıza. Onlara uygun toprak, hava ve ışık sağlama sorumluğunun bizde olduğunu hatırlayalım. Biz yürüdüğümüz yoldan ne kadar keyif alırsak bizi takip edenler de ancak o kadar keyif alabilirler.

Sevgiyle kalın…

About Hakan Gökbayrak

“Kişisel Verimliliğinizi Arttıracak 10 Alışkanlık” e-kitabıma ücretsiz sahip olmak için lütfen üye olun.