Kişisel Verimlilik Sanatı

Zihin, Beden, Ruh, Denge

Oto Pilota Bağlanmış Bazı Davranışlarımızdan Nasıl Kurtuluruz ?

Hayatımızı sadece oto pilota bağlı yaşamaktan kurtulmalıyız. Bu beynimizin en gelişmiş bölümü olan nörokorteksi daha fazla kullanmayı, tepkilerimizi (en azından bir bölümünü) ilkel beyin ile dürtüsel ve reaktif bir şekilde vermemeyi gerektirir.

Bunun yanında ritüeller ve alışkanlıklarda önemlidir. Bunlar da düzenli olarak, çaba harcamadan ve otomatiğe bağladığımız davranışlardır. Yani eğer bilinçli bir şekilde yapılandırabilirsek oto pilot davranışlar da insanın gelişiminde önemli rol oynar.

Örneğin, işyerinde stresli ve yoğun geçen bir günün sonunda eve geldiğimizde biraz rahatlamak için televizyonu açmak (sonrasında da bütün geceyi televizyon karşısında geçirip, kanepede uyuyakalmak) bir oto pilot davranıştır. Bu davranışın aslında bizi rahatlatmadığının farkına varmak ve televizyon yerine yürüyüş yapmak veya aile üyeleri ile sohbet etmek gibi bir başka davranışı koymak için beynimizin gelişmiş bölümünün devrede olması gerekir.

Çocuğumuz bir şey yaptığında dürtüsel olarak öfkelenip bağırmak yerine daha sakin kalmayı seçebilmek de beynimizin gelişmiş bölümü ile davranmayı gerektirir.

Kendimize, yakınlarımıza ve topluma zarar veren oto pilot davranışların yerine daha işlevsel davranışları koyabiliriz. Ancak davranış değişikliği yaratmak ve sürdürmek oldukça zorlu bir süreçtir. Davranış değişikliği;

  1. Sistem gerektirir.
  2. Çaba gerektirir.

Davranış değişikliği sürecinde çevre şartları her zaman bize yardımcı olmaz. Örneğin işten eve geldiğimizde çocuğumuz ile oyun oynamaya, eşimiz ile sohbet etmeye niyet ederiz. Ancak o gün iş o kadar stresli ve zor geçmiştir ki evdeki ufacık bir tetikleyici, söylenen bir söz, oto pilota bağlayıp öfkelenmemize ve aslında bize huzur vermesi gereken evin de bir gerginlik kaynağı haline dönüşmesine neden olur.

Bütün bu anlattıklarımı kendi hayatımdan bir örnekle açıklamak istiyorum. Geçenlerde eşime giyislerimin katlanma şekli konusunda bir rica da bulundum.(itiraf edeyim, aslında ricadan biraz daha fazlasıydı) O da bana “bir kere de bu konularda olumlu bir şey söylesen çok iyi olacak” şeklinde bir cevap verdi. Bence de çok haklıydı. Uzun süreli ilişkilerde bazen karşımızdaki insanın zaten var olan bir çok olumlu özelliklerini görmek de zorlanabiliyoruz.

Bazen de karşımızdaki insan ile ilgili bir takım yargılar oluşturuyor, sonra bu yargılara inanıyor ve sonra da sadece bu yargıları doğrulayacak şeyleri görmeye başlıyoruz. Örneğin eşimiz ile ilgili “bencil” diye bir yargımız varsa bencil davranmadığı durumları yok sayıp sadece bencil olduğunu düşündüğümüz davranışlarına odaklanıyoruz.

Bu topraklarda yetişmiş ve eğitim almış bir insan olarak süper bir sistem adamı olduğumu asla söylemem. Ancak şunun farkındayım: Hayatımdaki hiç bir değişikliği bir sistemim olmadan ve çaba göstermeden başaramadım.

Eşime şöyle bir şey önerdim: Akşam yattığımızda birbirimize o gün olan ve kendisi ile ilgili minnettarlık duyduğumuz bir davranış, bir olay, bir şey söylemek…İncir çekirdeğini doldurmayacak ufacık bir şey bile olabilir. Bunu bir kaç günden beri uyguluyoruz. Benim zorlandığım nokta o gün eşimle ilgili iyi bir şey bulmak değil hangisini seçeceğime karar vermek oluyor. (Tabi burada en kritik nokta samimi olmak bunu da bir görev gibi yapmamak)

Şimdi gelelim bu yazının başlığına. Eğitimlerimde ben bunları anlatırken bazen katılımcı arkadaşlardan birisi “Hocam, sürekli böyle planlı, programlı ve sistemli yaşamak hayatı çok sıkıcı yapmaz mı?” diye bir karşı görüş dile getiriyor. Buna iki tane cevabım var:

  1. Hayatımızı biraz yapılandırmak ve bazı konularda davranış değişikliği yaratmak için bir sistem kurmak demek hayatımızın her saniyesini planlı, programlı ve önceden düşünülmüş bir şekilde yaşamak demek değildir. Duygularımızı bastırmak, maske takmak, miş gibi yapmak hiç değildir. Hayatımızı bazı konularda yapılandırmak, spontane davranmaya da engel değildir.
  2. Bulunduğumuz coğrafyadan dolayı daha sistemli ve planlı olmaya doğal bir direncimiz var. Bunun insan olarak da, toplum olarak da gelişimimizi ne kadar engellediğinin farkında değiliz.
  • Biz trafik kurallarına uymanın önemi konusunda nutuk atıp, biraz acelemiz olduğunda emniyet şeridine dalıveren bir milletin evlatlarıyız.
  • Zaman yönetiminin öneminden bahsedip randevularımıza geç kalıp insanları bekletmekte bir sakınca görmeyen bir kültürden geliyoruz.
  • Bizim inancımız sisteme değil karizmatik bir lideredir. Sorgusuz, sualsiz onun peşinden gitmekte bir sakınca görmeyiz.
  • Oto pilota bağladığımız ve bırakın değiştirmek için bir sistem kurmayı daha farkında bile olmadığımız davranışlarımız var. Örneğin “Noel Baba” veya “yılbaşı kutlaması” dendiğinde bazılarınızın aklına sadece “İslam Düşmanlığı” geliyor. Başörtüsü dendiğinde bazılarımızın aklına sadece “Laiklik Karşıtlığı” geliyor. Yani bazı oto pilot davranışlarımız ve yargılarımız sadece bize değil toplumsal barışımıza da zarar veriyor.

Ben diyorum ki;

Asıl hiç bir farkındalığımız olmadan, düşünmeden, sorgulamadan yaşanan bir hayat çok sıkıcıdır.

Sadece dürtülerimiz ile reaktif bir şekilde tepki göstererek yaşanan bir hayat çok sıkıcıdır.

Davranışlarımızı ve düşünce kalıplarımızı sistemli bir şekilde değiştirmeye çaba göstermeden yaşadığımız bir hayat çok sıkıcıdır.

İnsan olarak, 13 yaşında geldiğimiz gelişim düzeyinden bir milim ileri gidemeden, yaşayıp öldüğümüz bir hayat bence çok sıkıcıdır.

About Hakan Gökbayrak

“Kişisel Verimliliğinizi Arttıracak 10 Alışkanlık” e-kitabıma ücretsiz sahip olmak için lütfen üye olun.